Çanakkale savaşında kaç kişi öldü düşman ?

Ceren

New member
Çanakkale’de Bir Direniş: Bir Kahramanın ve Bir Düşmanın Hikâyesi

Merhaba forumdaşlar,

Bugün, tarihe derin izler bırakmış bir olaydan, Çanakkale Savaşı'ndan bir hikaye paylaşmak istiyorum. 1915’te, iki dünyanın karşı karşıya geldiği o zor günlerden birinin, belki de binlerce farklı hayatın birbirine dokunduğu anın kısa bir öyküsüne tanık olacağız. Bu yazı, sadece bir savaşın, bir zaferin veya kaybın öyküsü değil; aynı zamanda insan olmanın, birbirine düşman olmuş bile olsan ne kadar birbirine benzer olduğunu anlatan bir hikaye. Gerçekten, düşman olmak nedir? O savaşta kaybedilen hayatlar, her birinin ardında bir aile, bir sevda, bir umut taşıyor muydu?

Ve bir soruyla başlamak istiyorum: Çanakkale’de düşman askerlerinden kaç kişi öldü? Ama bu soruyu tek başına sormak istemiyorum; onun yerine, bu kayıpların ardında yatan, birbirini anlayamayan, ama bir o kadar da benzer olan insanları görmek istiyorum. Bu yazı, bir savaşın içinden yavaşça çıkıp, kalpten kalbe bir yolculuğa dönüşecek. Gelin, bir kahramanın ve bir düşmanın gözünden görelim bu kayıpları.

BİR KAHRAMAN: MEHMETÇİK VE STRATEJİ

Mehmetçik, Çanakkale’de yalnızca bir asker değil, bir halkın kahramanıydı. O, savaşa ve stratejiye odaklanarak savaşan bir askerdi. Planlar vardı, her adımın bir anlamı, her mücadelenin bir sonucu vardı. Mehmetçik için bu savaşı kazanmak bir bölgesel ya da askeri başarıdan çok, hayat ve ölüm arasındaki ince çizgiyi aşmak demekti. Savaşın ortasında, o anın çözüm odaklı stratejisiyle hedefleri belirleyip, savaşı kazanmak için en uygun adımları atmak zorundaydı. Düşman karşısında soğukkanlıydı, ama her zaman elinde bir “çözüm” vardı: Takım çalışması, disiplin, cesaret.

Bir gün, çatışmanın tam ortasında bir askeri harekât planının lideriydi. Mehmetçik, topraklarının savunmasını çok iyi bilen ve savaşın mantığına hakim bir adamdı. Savaşın stratejisi, düşmanı yerle bir etmenin dışında, düşman kayıplarını anlamanın ve doğru adımlar atmanın yoluydu. Her kayıp, her ölüm, bir planın işlediğini ya da eksik kaldığını gösterirdi. O, düşmanın kayıplarını, yenilgiyi, bir tür stratejik hamle olarak kabul ediyordu. Bir asker olarak, "kaç kişi öldü" sorusu ona savaşın stratejik boyutunu gösteriyor, her ölüm, bir zaferin ya da yenilginin simgesiydi.

BİR DÜŞMAN: JÜLİEN’İN HİKÂYESİ

Ama bir de Jülien vardı… Bir Fransız askeri, savaşın tam ortasında bir düşman askeriydi. O da kendi topraklarını savunmak için, belki de evinden, ailesinden, sevgilisinden uzak bir şekilde savaşıyordu. Jülien için Çanakkale’deki bu savaş, sadece bir strateji meselesi değildi. Her merminin ardında bir “neden” arıyordu. Her kayıp, her ölü, ona kendi insani yönünü hatırlatıyordu.

Jülien, ne kadar düşman olursa olsun, insan olarak hislerini kaybetmek istemiyordu. Savaş, onun için her zaman bir içsel mücadeleydi. Düşmanlarının, aynı zamanda insanların da olduğunu bilmek, onun içinde bir boşluk yaratıyordu. Mehmetçik'in bakış açısı ile Jülien’in bakış açısı arasındaki fark, sadece strateji ve düşmanlık değil; aynı zamanda insanlık ve *empati*ydi. Jülien, savaşa her çıktığında, kaybettikleriyle birlikte daha derin bir boşluğa düşüyordu. Sadece savaşın kendisi değil, düşman olarak gördüğü bir diğer askerle, aynı toprağı paylaşan, aynı acıları hissetmiş birini kaybetmek, içindeki insanı sarsıyordu.

Bir gün, Jülien, vurulmuştu… Sağlık ekibi ona yardım etmeye çalışırken, bir asker daha yere düşüyordu. O an, her şeyin ötesine geçti. Jülien'in düşündüğü şey şuydu: “İkimizin de ölümünde ne fark var? İkimizin de ailemize dönmesi için bir şansımız vardı.” O anda savaşın anlamı değişmişti. Kaybolan hayatlar, her iki taraf için de birer kayıptı, hiç fark etmeksizin.

Düşmanlık ve Kaybettiğimiz İnsanlar: Toplumsal ve Empatik Bir Bakış

Böylece, her kayıp, sadece bir savaşın stratejisi değil, aynı zamanda bir insan kaybıydı. Erkeklerin çözüm odaklı ve stratejik bakış açıları, bu savaşta büyük önem taşısa da, kaybedilen her asker, bir *hayatın sonlanışı*ydı. Çanakkale'deki yaklaşık 250,000 insan kaybı sadece askeri değil, aynı zamanda insani bir trajediyi de simgeliyordu. Mehmetçik ve Jülien, her biri kendi bakış açısına sahip olsa da, bu kayıplar onları bir şekilde birbirine bağlıyordu. Aynı savaşta birbirlerine düşman olan bu insanlar, aslında çok benzer bir acıyı paylaşıyorlardı.

Kadınların empatik ve ilişki odaklı bakış açısı ile düşmanlık üzerine düşündüğümüzde, belki de her kaybın ardında bir aile, bir sevda, bir düş kırıklığı yattığını daha çok hissediyoruz. O zaman bu savaş, sadece kazananların ve kaybedenlerin değil, her bir insanın ortak acısının bir ifadesi haline geliyor. Toplumsal bağlar, bazen görünmeyen duvarlar tarafından engellenmiş olabilir ama her kayıptan sonra insanlar, bir şekilde birbirlerinin acılarını hissediyor.

Savaşın Ardında Biri: Forumdaşlara Sorular

Hikaye burada sonlanmıyor, çünkü her kayıp, her kaybedilen insan, bir şekilde toplumsal hafızamızda var olmaya devam ediyor. Bu hikaye, sadece düşman askeri olmakla ilgili değil, insan olmakla da ilgili. Hepimizin içindeki insanlık duygusu, savaşın yıkıcılığına karşı bir cevap olabilir mi?

Forumdaşlar, sizce savaşta düşman olarak gördüğümüz insanlarla, gerçekte ne kadar benzeriz? Her kayıp, her ölü, bir savaşın stratejisinden çok daha fazlasını mı simgeliyor? Yorumlarınızı bekliyorum!