İnsan neden nankör olur ?

YuvarlakMasa

Global Mod
Global Mod
İnsan Neden Nankör Olur? Eğlenceli Bir Bakış Açısıyla

Hadi itiraf edelim: Bir noktada hepimiz nankör olduk, değil mi? Yani, belki tam olarak "nankör" olmadık ama hayatımızda, başkalarının bize sağladığı iyiliklere karşı biraz “minnettarlık eksiği” yaşadığımız anlar olmuştur. Kimisi iyi niyetli, kimisi ise karnımızı doyurduktan sonra arka bahçedeki zeytinleri bile unutan bir tür tavır sergiler. Ama aslında soru şu: İnsan neden nankör olur? Bu yazıda, sadece iyi niyetle yapılan iyilikleri nasıl bazen unuttuğumuzu değil, aynı zamanda neden, nasıl ve hangi koşullarda “nankör” olabildiğimizi mizahi bir bakış açısıyla inceleyeceğiz. Kim bilir, belki de bazen nankörlük yapmak aslında insan olmanın bir parçasıdır!

İyilik Aldın, Şimdi Ne Yapacaksın?

Bazen hayat bize o kadar iyilik yapar ki, biz de sanki bunu “doğal hakkımız” olarak görmeye başlarız. İşte nankörlüğün ilk piri burada devreye girer. O kadar alışırız ki başkalarından iyilikler beklemeye, minnettarlığı neredeyse unuturuz. Mesela, bir arkadaşımız bir sorunumuzu çözmek için gece yarısı uykusuz kalır, biz ise ertesi sabah “Ya, ne zaman bana yardımcı oldun ki?” diyerek bu iyiliği unutabiliriz. Bu tam olarak nankörlük olmasa da, minnettarlığı unuttuğumuzda bir adım daha yaklaşmış oluruz.

Klişe bir örnek verecek olursak: Erkeğin yardım teklifini nazikçe reddettiği, kadının ise "Bana da gel, ben çözeyim" şeklinde çözüm odaklı yaklaşımını sergileyerek birbirlerine sorduğu, “Beni niye hâlâ seviyorsun ki?” sorusu nankörlüğün güle oynaya gelişini simgeler. Peki, bu gerçekten nankörlük mü? Belki de nankörlük dediğimiz şey, aslında ilişkiyi "olmazsa olmaz" gibi görmemizle ilgilidir. Hadi, bir de “Ne var canım bunda?” şeklinde üzerine ekleyerek, bu kısımlarda biraz daha özgür olalım!

Toplumsal Yapıların Etkisi: Erkekler Çözüm Ararken, Kadınlar Derin Duygusal Bağlar Kurar

Şimdi de konuya cinsiyet üzerinden bakalım. Tabii ki bu yazıda klişelerden kaçınmaya çalışacağım. Yani evet, erkeklerin genellikle daha çözüm odaklı, kadınların ise ilişki odaklı yaklaşımlar sergilediğini biliyoruz, ancak bu genellemelerin her birey için geçerli olmadığını unutmayalım. Erkeklerin “Bu sorunu hemen çözmeliyim” yaklaşımı, zaman zaman nankörlükle karışabilir. Çünkü, çözüm bulmak adına başkalarına, özellikle yakın çevremize, sürekli yardım etmeye çalışırken “minnet” duygusunu bazen göz ardı edebiliriz. Oysa kadınlar, ilişkilerinde daha fazla empati gösterirler. Ancak empati, her zaman takdir edilen bir şey olmayabilir. Kadınlar bazen diğerlerinin sorunlarına duyduğu empatiyi başkalarına aynı şekilde aktarmazlar. Burada minnettarlık, sadece bir şeyin yapıldığı anla sınırlı kalmayıp bir tür ilişki "devamlılığı" talebine dönüşebilir.

Tabii ki, bu söylediklerim çok fazla genelleme içeriyor. Çünkü hepimiz, bazen tam tersi de olabiliyoruz. Kadınlar çözüm arar, erkekler ise derin bağlar kurmaya çalışır. Örneğin, tanıdığınız en iyi ilişki terapistinin bir adam olması mümkün. O halde diyebiliriz ki, nankörlük cinsiyetle sınırlı bir olgu değil, genellikle “minnettarlık eksikliği” ile daha yakından ilgili.

Sosyal Medya ve Duygusal Yük: Gerçek Hayat mı, Yoksa Yalnızca Bir Post mu?

Bütün bunlar belki de sanal dünyada daha fazla gözlemleniyor. Birine iyilik yapıyor ve sosyal medyada “#Teşekkürler” yazdığında, birden kendini nankör hissedebilirsin. İnsanlar, iyiliklerini bir etikete dönüştürürken, minnettarlık yalnızca bir başlık olabiliyor. Gerçekten teşekkür etmek yerine, en iyi görünümü sağlamak için “#BeniSeviyorlar” tarzında paylaşımlar yapılabiliyor. Peki bu durumda “nankörlük” denilen şey, aslında her şeyin üzerinde sosyal medya tarafından şekillendirilen bir illüzyon mu? Yani, insanların gerçekte nasıl hissettiğini ve kimlere minnet duyduğunu anlamak gittikçe zorlaşıyor. Gerçek iyilikler ve ilişkiler, “görünür” olmaktan çok, duygusal olarak “hissedilir” hale gelir. Sosyal medyada gösterilen neşeli teşekkürler, aslında kalpteki o gerçek duygunun yerine geçmeyebilir. Bu, insanın içsel nankörlük hissini güçlendiren bir unsur olabilir.

Nankörlüğün Sınırları: Ne Zaman Sınırsız “Teşekkür” Gereklidir?

Son olarak, “Nankörlük sınırları nerede başlar?” sorusunu soralım. Nankörlük, bazen sadece takdir edilmek için gösterilen bir davranış değildir; bazen bir birey, minnettarlık göstermeye zorlandığında, kendini özgür hissetmez. Sürekli olarak birine teşekkür etmek, başkalarına borçlu hissetmek, insanı daha da fazla "borçlu" hissettirebilir. Bu durumda, nankörlük duygusu bir çığ gibi büyüyebilir. Bazen "Teşekkür ederim" demek yerine, "Bir şey yapmana gerek yok, sen benim için her şeysin!" demek daha samimi olabilir.

Sonuç Olarak: Nankörlük Bir Klişe mi, Yoksa Gerçek Bir İhtiyaç mı?

Sonuçta, nankörlük üzerine düşündüğümüzde, bazen daha fazla teşekkür etmeye ya da başkalarına daha fazla minnettarlık göstermeye çalıştığımızda bile, bu sadece “görünür” bir eylem olabilir. Gerçek minnettarlık, bazen en küçük, en basit davranışlarda gizlidir. Ve belki de nankörlük dediğimiz şey, bazen sadece toplumun bize dayattığı fazla iyilik yükü ve beklentileri ile alakalıdır. Kendi içsel sınırlarımızı aşmadan başkalarına iyilik yapmamız, minnettarlık duyduğumuz kadar samimi olabilir.

Peki sizce: Nankörlük gerçekten ne zaman başlar? Birine minnettarlığınızı göstermek yeterli mi, yoksa bu bir beklenti haline mi gelir?